apartmanboşluğu

apartmanboşluğu sayı #005

eyvah

eyvah!
yine yerlerde yüzüm
yine düştü sokaklarıma bilmem kaç kilometrelerce hüzün
yirmi kiloluk bir çekicin sekizinci kattan yere düşüşü gibi belki

ve benim

eyvah!
yine susturamıyorum gözyaşlarımı
bir fotoğraf nasıl da yakarmış eritircesine
bağrımdaki tüm kaslarımı

bir de sen

bağırıyorsam yine içime içime
durmadan boşalıyorsa masamda nasıl geldiklerini bile bilmediğim şişeler
ve sesi hiç kısılmadan çalıyorsa tek bir şarkı saatler boyu
uzanmaya çalışıyorsa bu eller sesine
dokunmaya titriyorsa saç tellerine
eyvah!

yine inandık da
kandık hep yalanlara
ne denir neden diye soramadan da
kapının dışında kalanlara

ne denir şimdi
suda yanıp ateşte boğulanlara?

farkında bile olmadan bilmediğim sokakların içine kaybolmaya çalışırmış gibi dalıyorsam her yeni günde
ya da bir türlü silmediğim, ısrarla seyrettiğim toplamları otuz saniye bile etmeyen fragmanımsı anıların derinliklerinde cebelleşirken zihnim, derin bir ah çekerek yaktığım sigaraların basıldığı küllüğün en dibindeki izmaritten bile daha bitikmişim hissine kapılıyorsam,
eyvah!

her nefesimde içime çektiğim oksijen, benim için artık sadece zehir.

kerem tulacı

kalemi kirli sitem

bağır. bağırıyorum durmadan. ağır ağır ilerliyorum. anlamıyosunuz. anlamayacaksınız. siktirip gidin lütfen. hep bağıracağım, ağır ağır ilerleyeceğim, kaba olacağım ve nice şeyler. üslup yok. kazanç yok. her şeyde kaybedeceğim. inatla kaybedeceğim. çekiç ve arsenik. ruhsuz durumda. en umutsuz kaldığımda yüzüme sonsuz bir gülümseme çakacağım. anlamayacaksınız. vasiyetim boş. öldükten sonra bi sikime gerek yok. kafa karıştırmak anlamsız. duvardan sesler geliyor, duvar çiziliyor. her tarafta kan var belki şarap ve rivayete göre çamur. alıyorum en sevilen şeyi, alıyorum kimsenin canını. doğru anlaşıldı evet, alıyorum kimsenin canını. bak bu sefer yanlış yok sitem etme. siktir et. istersen onu da etme. siktir git yeter. anlamsız değilim anlamlaştıramıyorsunuz, bağdaştırmak çok zor.

yüzün yok. saat daha çok erken.

atakan solak

seni oraya götürdüm, sen ordan geldin

bugün yine kaçamadım sallanıyorken
​​midemin şerit çekilmiş kamera gibi
​​ışıkların sektiği duvarların lakablarına 
​​kudurmaktan, gözümün karıncası. 

​​ne sevdiğimi düşündüm - sevmekten
​​vazgeçtiğim her anı kutuya koydum - 
​​düşündükten sonra yattım — kutuya 
​​isim koydum, isimsiz kaldım.

​​--

​​ne çıtası? ne gerçeği? ne dönütü?

​​--

​​prensiplerimin üstüne oturdum ve
​​mavi poşetlerden çıktım, gözümün
​​amına koydum. gözümün görmesini
​​anladım, gözümün görmesini sevmedim. 

​​xwazil em di misirêda bimirana, yanê hema vir di beriyêda.
​​baise moi — s’il de plait -- et je t'aimerai pour toujours.
​​
​​nefret ettiğim otoritenin gökdelenine 
​​aşık oldum, çocuk gibi gözlerimi
​​kaçırarak baktım gökdelene, mimarisine
​aşık oldum, seni çok seviyorum dedim.

​​avaresini siktiğimin çölü, sana rehber olayım
​​dedim sen siktir git dedin. istikametini siktiğimin
​​avaresi, sana yol olayım dedim, sen siktir 
​​git dedin bana, sallandım, anladım. 

​​sana numune olayım dedim, tüp
​​çatladı. arabamı enkaz yap dedim. 
​​beni sev, sik dedim ama bunu
​​yukarıda dedim, sana diyemem.

nico the terrible

intiharcıl adamlar

gerçekten nefret ediyorlardı
ve bende buna inanmıştım.
her sabah tükürüğüm beyaz fayansa
dayanıp aynada kendimi tutuşturmuştum.

manasız ve yorgunum şimdi.
kırıklıkların içimde.
tasalanma hala paramparçalar
kırık çocuklar

sen her gece yazdığım şiirlerimden
ısınarak yaşıyorsun
benim içimde
bağıra bağıra
doğmamış kız çocuklarım yaşar

hayallerimi astıgım halatlardan
ve yorgun tüm adamlardan
yapılmış bu kent.

kemal özyıldırım

adsız

tanrıyım ben, yalnızım
bugün gece
kafaca ayık içim bulanık
bir titreme var geçmiyor
geçmeyen başka şeylerle
defolsunlar defolsun defol
bir elipsel hatam var
her yanımı kaplıyor
kendimi göremediğim
ve pek de harmonik olmayan
tutumlarım var
tanrı beni affetsin

melek metin

adsız

tak etmiş canıma bütün öğütleriniz kulağımda un ufak
aman o vazo da düşmesin kırılmasın artık bu odada her bi şeyimin altına serilmiş bedenim zaten paspas
ruhuma silinen yaz günü çamurlu ayak izleriniz
gel de anlat gönlüme beyazı da düşümde bi çiçek açsın tanrım lütfen
duy da sesimi imdat diye diye ben sokaklarda koşarken takılıp düştüğüm taşı defalarca parçala
odamda çırılçıplak duvarlara çarpan şu sesimi duy da bu ne gürültü diye bağrına bas
al yerden başımı da şu göğü ben de deleyim artık,

berfin kasa

kavram kargaşası

eğer dünya, dünyaca somut kabul ediliyorsa ve senin kafan hastalıklıysa; somut mudur somut olan yoksa soyutlaştırılmış mıdır somut olan?

sorgulamayan insan, düşünen kafasında seslere şaşırırsa korku dolar kalbi ve yöneticisi. düşünen bir kafaya sahip olunca dinlemez zihin, dünyaca kalıplaşmış en yanlış cahil fikirleri. bu kez kendini sorgular. oturuyor muyum bu kıçıkırık tahta sandalyede, yoksa delirdim mi çok mu içtim zehr-i dünyayı.

tokatlar kendini, hem delirmişliğinden hem yüceliğinden hem benim kafamın bozukluğundan.

somutu somutla dürterek zihnine mesaj gönderebileceğini en yüce olduğunu sanar. kendini hep nirvanalarda görür ama zihninin çöp bedeniyle beraber bir bok çukuru olduğunu saklar çünkü ona hep dünyaca bakmayı öğretmişler. dünyaya alışılmışla bakan gözlere göz mü denir yaratan mı verdi denir lütuf mu denir zehir mi denir. gözleri varsa gözlerinin varlığından değil böyle dayatıldığı içindir.

sena yarar

farkına bile var-mı-yo-rum

siz farkına bile varmıyorsunuz ama
baş ağrım inceliyor
kulaklarımda zoraki sesler var,
kelepçelenmiş
ve ben bir ahrazdım zamanında
garip geliyor niceleyiciler
sözgelimi dizeler ve uyumlu şölenler
yarığın içinden geçiyor ve
tek düzleme oturuyorlar
- otutturuluyor belki de -
varlığımın yaprakları inilti sesler çıkarırken
kokusunu duyuyorum güzelliğin
kendimden geçerken derinliğe dalıyor
izdüşümde kayboluyoru
ve seslerin yerini değiştiriyorum
kaçarken kovalıyor işte bu som ağaç
farkına bile varmıyorsunuz
farkına bile varmıyoruz
farkına bile varmıyorum.

elif yaşar

vrom vrom yahut kızcağız

matkap sesi eşliğinde şiir yazmayı severim,
çok severim matkap sesiyle şiir yazmayı
vrom vrom...
ne koklatıyorsun ulan, köklesene şunu
vrom vrom

matkap sesiyle ağlamayı çok severim
çok severim matkap sesi eşliğinde ağlamayı
vrom vrom...
ne koklatıyorsunuz, köklesenize ulan!
// ıslanmadık yeri kalmadı kızcağızın

cihat alim sarı

adsız

bir şiir yazmak
ne kadar da anlık
ve garip aslında
en azından bir şey deseydin
yazmak için açtığın
boş bir mail sayfasında bile
birden bire dökülüveriyor
dizeler

tıpkı eski sevgilinin
boş mesaj sayfasını açtığında
içinden geçen sitemin
sinirin
veya eleştirinin
birden bire tuşlanması gibi
anlık ve garip

mutlu bir şarkı açtığın youtubeda
sen sekmeyi değiştirdikten sonra
otomatik çalmanın
cenaze marşını çalması gibi
anlık ve garip

veya ruhunu birine açtığında
onun orayı doldurup
aniden terk etmesiyle oluşan
teoride insan hayatında kısa bir süreyi kaplayan
ancak pratikte sanki yüz yılmış gibi gelen dakikalar sağlayan
o kalp sıkışması gibi
anlık ve garip

anlık ve garip
anlık ve garip
anlık ve garip
tıpkı bunu okuman gibi
anlık ve garip...

anonim


apartmanboşluğu

epiah