apartmanboşluğu

apartmanboşluğu sayı #007

tam zamanı

tam zamanı değilmiş demek ki.
kendi zaman dilimimde kendi mücadelemi kendi insanlarımla verdiğimi düşünürken aslında her hücum kana karışan, adrenalin düzeyimi arttıran, daha fazla boşa harcanan ve daha fazla beni yoran bi zamanmış meğer, ve her hücum bu büyük yenilginin gözle görülemeyen taşlarıymış.
çok küçükken attığım o adımları şimdilerde sayamayacak ve tekrar atamayacak kadar yorulmuşum aslında. farkında olmadan benliğimi ve daha bir sürü şeyi korkunun çemberinde hapsetmişim. zamanla başedememişim, her defasında beni delip geçmiş. insanları anlayamamışım, her defasında beni ezip geçmiş. kendimi tanıyamamışım, her defasında beni yarı yolda bırakmış, utandırmış.
tam zamanı değilmiş demek ki.
vücudumun her hücresinin bildiği tek gerçek, yanlış zamanda yanlış yerde yanlış savaşlara girip yanlış kararlarla bir kez daha kaybetmiş olmam.
üstelik hiç kanım akmamışken.

berfin kasa

gulf stream

bu hayatı beceremedim.
burası olumsuz bir toplum.
düşüncelerimin kompozisyonu,
hayat gibi becerilmiş ve pis.
hızımı anlamadım ve alamadım.
terlemiş bıyıklar kadar tertemiz.
su oluklarına hislerimi damlattım.
sonrasında hasta oldum.
göz çukurunda yüzdüm.
ben hasta bir balıktım.
hasta bir balıkçının ellerine düştüm.
evet santiago…
karar verdim bir balıkçı olmağa
düşüncelerden sistematik bir birikim yapmağa
şimdi pruvada
çalışmalarım kendini becerdi.
kendini becer.
kendimizi becerelim.
en oluğu da buydu suyun
ve ben kendimi becermekle kaldım,
becerikli ellerimle ve
tırnaklarım sahte pislikle doldu
çalışmanın sonucu da buydu.
pis yataklarda seviş ve bir
servis tabağı gelsin önüne
en ince kırıntısı becerikli ellerinle
becermekle dolsun.
bitişe geldiğimde,
göz çukurunda yıkandım.
hemingway yukarıdan bana bir selam çaktı.
"hatırla!" dedi. "ne diye böyle tedbirsiz davranıp, balığın elini kan içinde bırakmasına göz yumdun? şimdi çemberin en uzak noktasını dönüyor. servetim samanım, her şeyim bu benim. kalbini duydum gibi geldi; ikince kez zıpkını daldırdığım zaman…"
"devam." dedi.
rastgele.

elif yaşar

tecellisiz

ve cümle sonlarındaki vurgu kelimelerle
hayatın kahrolası idamesini taşırken
kaldırımlara ve insanlara karşı
devletten daha aciz doktorlarla birlikte
sokaklara ve yorgun düşlere yığıldık.

sonraları leşlerimizi bir çarşafa
yatırıp tekdüze sardık
gayet acemiydi ak tavanlar
nefesimiz ucuz, sabahlar bayattı.

İnançlarını intihar korkusuyla, yoklarken
aç kalan köpekleri aşarak
hayata dair herşeyi ayarlamış bir kurgu
yan sokakta kendini asıyor.

kemal özyıldırım

sindirim istemi

meyden dolaylı kitli iletişim aracı
çelişkiden bahset, gözden çelişik ilacı
bu bir çelim, azizler hanı, kilise çanı
bu bir karahindiba, ufakken yandı canı

büyüten afiyetli kusmuk izafiyeti
tanrı(,) tanımaz ve sevmez hiç izah etmeyi.
gözünü ısıran her düş için ibadeti.
ne türde ahmaklar pişmiş yer kırmızı eti?

İstikrarım evde, ulaşım almış indirim
meşakkatlerimse, yapamamaktı sindirim
hasretim(i), zerk edişim(i): hep o anlardı.
istifram evde, terk edişim teoman’caydı

alp yaşar vuran

apartman için

ben tüketmek üzere programlanmış bir makineyim. tıpkı sen ve diğerleri gibi. her şeyi bünyeme almaya çalışırım. tüketirim, tüketirim, tükenirler. tükettikçe şişerim, şişerim, şişirirler. şiştikçe patlayacakmış gibi hissederim. İçimde bir şey yanar, gırtlağıma kadar dayanır ve onarırlar. onarılırım. bir kere tamir ettirirler beni. İkincide tereddüt eder yine düzeltirler. üçüncüde ise yeni bir ben sunulur piyasaya. tüketmek üzere programlanmış bir makine... modası geçmiş makineler çöplüğüne yollanırım. İşe yarar kısımlarım sömürülür. fayda sağlama işlevim yitene kadar pek çok kez paramparça edilirim. o noktada ete kemiğe bürünmeye başlarım. üretemeyen ve yalnızca tüketmek üzere programlanmış herhangi bir faydası olmayan, paramparça bir et yığını... tüketmekten zevk almayan zavallı bir kemik torbası olur çıkarım.

dila özenç

adsız

çoğunluk akmaya devam ediyor
renklerin tekelinde değiliz
bizi bu hale yamayanları da aramıyoruz
müthiş bir kabulleniş
ki görünen o ki
tanrının kadrajına da girememekteyiz

melek metin

başlık bulamıyorum

bol tekrarlı sınırlı kelime dağarcığımla sıkıcı şiirler yazıyorum
yazabilmenin verdiği şiddet eğilimini bastırmak ve dizginlemek için
aynı yönde gittiğimi bile bile
pusulamı kısa aralıklarla kontrol ediyordum
batmakta olan bir geminin
karinası kadar aşınmış yüzeyim
hissettiğim tek somutluk
her şeyi hissedebilcek kadar aciz varolmuş olmamdır
gemiyi en son kaptanlar terk edermiş
bu gemiyi ilk terk eden tanrı oldu
hiçbir zaman görülen bir kara parçası olmamıştı zaten

aynı yönde bir yön yoktu
pusulamın çarkı kırık, dökük
fırtınaların geceyle bi derdi olmalı.

hazar izgi

yok yarınım

de ki, yok yarınım
elimde kalan ne geçip günlerden geriye
belki bir sıfır mı desem ya da
bu sayfaya devasa bir soru işareti çizsem
üşüyen ellerimle
ve düşlerimden sızan o sıcak kanla
doldursam içini
ne kalır benden geriye
yoksa yarınım
birkaç kare fotoğraftan öte
bunca duygu, bunca düşünce
nerede saklanır
gitme vaktim geldiğinde
de ki
buz gibi bir neşter darbesiyle
yok yarının

kerem tulacı

ultraviyole duvarlar

bi elimde spatula
duvarlara boya fırlatıyorum
iğrenç renkleri karıştırıyorum
yatağımda misafirlik yaşıyorum
kafam kapalı sanıyorum

kafam iyi

çok ciddiyim. sen aşağılık büyük bir figürsün. nefret ediyorum ama ellerimi üstünde gezdirmeliyim. yazarlık sapıklıkmış. ben yazar değilim. en büyük sapığı. geçen gün 350 bin liralık vergi kaçırdım. her kaçırdığım vergide orgazm oluyorum. henüz anlamadılar. geçen kasadan 20 dolar çaldım. resmen birilerini zengin edip fakir kalıyorum. nefes alamıyorum. nefes alamamaktan zevk alıyorum. beni öldüren bir kadın. beni öldürürken sevişiyoruz. niconun yaptığı boktan gül tuvali gibi. yılbaşı ağacı gibi bir seks, gülün dikeni gibi acı. kara kış oturdu yaza. kafamı işten kaldırmıyorum. asparagas yok ben dağıttım etrafı. bana kalan yok. yalan fırtınaları etrafta. yazmak son zamanlarda dövme yapmama benziyor. istediğim kadar iyi değil. son sevgilim 30 yaşındaydı. kafası iyiyken kendisine sahip olmamdan korkmuştu. ayıkken kendisi veriyordu. aşağılık sendromuyla siktirip gitmesini söylemiştim ama onun evinde kalıyordum. dış fırçamı ve bana aldığı çorapları alıp çıktım. derin bir nefes çekmedim ve uzunca turlar bulaştırdım. cüzdanım sarhoş olma hızımdan daha hızlı soldu. cebimde beş kuruş yokken üç bin harcamıştım. kendimi bi bok zannediyorum. bi bok olabileceğimi zannediyorum. kime ne? sallanıyoruz bak fena mı? sabah kahvaltısı ucuza gelsin diye makarna yaparız kesin. artan parayla da akşam içeriz. kafamın güzelliği kahvaltıyı da göz altlarımı da unutturur. gece neler döndü ve biz nerelerde kaldık. yüksek hızda, trafik ışığı alkolleri. genç vücuduma ben ağır geldim.

atakan solak


apartmanboşluğu

epiah